Bekar ve 30+ üstü kadın olma hali…

Uzun zamandır baskı altında hissediyorum kendimi,

” hayırlısı olsun, nasibinse gelir bulur seni” cümleleri yerine

“köprüden önce son çıkış”

“bak senin yaşında bekar erkek yok artık”

“hala neyi bekliyorsun”

“senin yaşında aşk olmuyor canım”  cümleleri sarıyor etrafımı, ki bunların hepsinin farkındayım.

Biriyle görüşüyorsun, Olabilir mi? olamaz mı derken… Sıkıntılar baş gösteriyor.

II. görüşmeye devam edemiyorum.

Peki beni engelleyen ne, devam etmemi, gerilmemi, hıçkırıklarla ağlamamın nedeni ne?

Evlilik güzeldir, doğru kişiyle olunca. Peki doğru nedir?

Toplum kadına bir statü belirliyor.

  1. evli, en az 2 çocuklu, çalışan kadın
  2. evli, en az 2 çocuklu , ev hanımı
  3. evli, 1 çocuklu
  4. evli, çocuk sahibi değil
  5. yeni evlenmiş
  6. nişanlı, sözlü
  7. boşanmış, çocuklu
  8. boşanmış
  9. nişan/söz atmış
  10. bekleyen kadın…

işte ben bu bekleyen statüsündeyim. Bekliyorum. Neyi veya kimi beklediğimi bilmeyerek.

Evlenip boşansam statü atlamış olacağım, çünkü adım atmış ama olmamış denecek.

Ama sanki bekar kadın en seçici, en ezik, en acınası, en yalnız, en duygusuz, en.. en.. en…

Garip bir duygu yoğunluğundayım.. hayırlara çıksın diyelim…

 

 

 

2016 ya girerken

Okunan kitaplar

  1. Beyoğlunun en güzel abisi
  2. Bitmeyen öfke
  3. İkiz bedenler
  4. Kürk mantolu madonna (112500 kere çizdiğim yerleri tekrar tekrar okumuşumdur)
  5. Senden önce ben
  6. Görsel çekiç
  7. Bir idam mahkumunun son günü
  8. Tanrılar daima tebdili kıyafetle gezer
  9. Hayat teselli bulmaktır.
  10. Meğer ne çok sevmişim seni
  11. Reklam aşkı
  12. Sınırlarını zorla

2015 te çok az kitap okumuşum. Buraya yazmadığım okuduklarım  arasında ekitaplar  da var ama buraya yazmanın anlamsız olduğu kitaplar.

 

2015 te halen tezimi bitiremedim ve mezun olamadım. hani kendinize bakarsınız ve hayatınızda bir arpa boyu yol alamamışsınızdır ya,  bende öyleyim…

Arınmak önemli bir kelime her konuda arınmaktan bahsediyorum, tüm fazlalıklardan kurtulmak.

Böyle yeni bir yıla girerken muhasebeye başlarım

Aslında her yeni gün bir muhasebe aslında, rabbim yolumuzu açık eylesin, imtihanımızı kolaylaştırsın…

 

 

AŞK

KÜNFEYEKIUN

Yasin Pişgin video

Aşk, akıl için bir sırrı kadim,

Maşuk, aşık için bir ism-i azim,

Sekarat girdabındaki bir derviş gibi,

Aşık, maşukun adını tesbih eder de, eder…

Ama ne içinde erir, ne sonuna erer,

Ne O’nu geçer, ne O’ndan geçer,

Halkın gözünde değersiz bir derbeder, akılsız bir meczuptur O,

Halbuki uçsuz bucaksız, dipsiz kenarsız, hadsiz hudutsuz bir alemde mahpustur, mahkumdur, mahcuptur O.

Hiç kimse bilmez, bilemez.

Aşk bir kemendi esaret gibi görünür sana amma,

Aslında o maddeyi manaya, cesedi ruha, aklı kalbe, görüneni görünmeyene bağlayan bir miraç-ı hürriyettir.

Bir yanın zelil olsa da, bir yanın azizdir.

Bir yandan yaksa da Aşk,  bir yandan serindir.

Tıpkı bir afyonu manevi gibi içine girmekle kalmaz, iliklerine siner,

Sonrası bir meftanın sekarat hissizliği sanki

Artık donsan da,  yansan da fark yok gibi

Hâsılı kelam, Aşk İlahtan insana lütfedilmiş bir haldir,

Bunun üzerine söylenecek her söz ne idüğü belirsiz  kıyl-ü kaldir..

 

La Edri (Anonim)

“… insanın güncelerinden çıkartabileceği çok ders var. Eğer günce tutuyorsanız yıllar içinde bir arpa boyu yolu nasıl da alamadığınızı zahmetsizce anlarsınız bu vesileyle…” diye bir cümle  geçer kitapta.

yaklaşık 13 yıldan beri günlük tutan ben bu 13 yılı 4 deftere sığdırmış biri olarak bir arpa boyu yol alamadığımı biliyorum mesela….her günlüğümde yeni ben’e selam çakarak başlarım ama günlük bittiğinde aynı Melek ile karşılaşırım….

 

Şu sıralar isteğim sadece.

Sessizlik……

Dinginlik….

Sakinlik….

 

 

Keşkeleri olmayan insanlara hep gıpta etmişimdir. Bir insanın nasıl keşkesi olmaz. ben ise “öyle yapmasaydım, öyle demeseydim, onu almasaydım, daha çok çalışsaydım,…”  tarzı cümleler kurmuşumdur çokça .

hikaye yazmak istiyorum. yeteneğim var mı bilmiyorum ama yazmak istiyorum… bakalım…

 

Ah Sebastian!

sebastian 3

Ben hep seni bekledim Sebastian,

Sen şu an herkesin repliğindesin belki ama benim en gizli yerimdesin.

“Allah kalplerde olanı bilendir (Teğabün/4)”  ve kalbim hüzünle dolu.

Uzun zamandır “nasip””kısmet””hayırlısı” diyorum cümlelerimde ve bunları söylerken bile aklımda, ruhumda sen varsın Sebastian.

Öyle anlar oluyor ki yeni tanıştığım tüm erkekleri sen sanıyorum;

ama hiç biri senin gibi bakmıyor bana,

senin gibi gülümsetemiyor beni.

Senin gibi canımı kimse yakamıyor.

Sen hala varmışsın gibi senin için gözyaşı döküyorum.

Bazen yalnız olduğumda bir nefes hissediyorum yanımda , korkup irkiliyorum, sonra o nefesi sen hayal ediyorum, taze nane kokulu nefesini….

…biliyorum gülüyorsun bana, “delirmiş bu kız” diyorsun belki, korkuyorsundur da benden.

Kork Sebastian!…  Hatta titre! ..:)

Ben hep doktor olmak istemiştim biliyormusun Sebastian? insanları kesip biçmek için;

Ama şimdi Tess Gerritsen’ in Cerrah kitabını senin için okuyorum Sebastian, yalnızca senin için:)

M.T

Not1 : Korkmayın yaa, cani bir insan değilim, beni bilen bilir, ama ne bileyim bu sebastian çok oldu diye düşündüm ve sonunda biraz korksun istedim…. (bu arada Cerrah kitabıda iyi bir kitaptır, korku-gerilim sevenler için)

Not2: yazdıklarım tamamen hayal ürünüdür.. vardır böyle aşklar… izliyoruz, okuyoruz, görüyoruz…

Dayanmak…Nereye Kadar?

NOT:  “Keşke daha çok sevebilseydim seni”  ilk paylaştığım yazı oldu.

2000 yılından beri günlük tutan ben- kelimelerle aram iyi olmasa da- yazmayı severim. Kaçış noktamdır. Bazen kırgınlıklarımı, yaralarımı yazarım bir kağıda ve o kağıdı parça pinçik hale getirir ve rahatlarım. Kitap okumayı ve hayal kurmayı seven ben neden yazmayayım diye düşünürken birşeyler karalamaya başladım.

Düşük cümleler için kusuruma bakmayın, devamı gelecek ama fikirlerinize ihitiyacım var tabiki….

 

 

Dayanmak…Nereye kadar?

kadina-siddet-aldi-basini-gidiyor_369

İşini bitirdikten sonra yine sızıp kalmıştı, canı yanan Nurten zorlukla ayağa kalktı, nefret ettiği kocasına baktı, yüzüne tükürmek istedi ama ona bile gücü yoktu, banyoya doğru ilerledi. Öyle canı yanıyordu ki duvarlara tutunarak ilerleyebiliyordu. Banyoya geldi, kapı eşiğini atlamak için ayağını kaldırmaya çalıştı, sanki tonlarca yük ayağındaydı. Ayaklarını sürüyerek ilerleyebiliyordu. Lavaboya iki eliyle tutundu, aynada tanınmayacak haldeki yüzüne baktı. Sol kaşı yarılmış ve sızan kan kurumuş, üst dudağı şişmiş ve patlamıştı, sol gözünün altı şişmiş, gözü tamamen kapanmıştı. Üzerindeki bluzu güçlükle çıkardıktan sonra alt eşofmanını çıkardı, yediği tekmeler nedeniyle beli, kasıkları çürümüş ve zonkluyordu. Nurten artık bu fiziksel acıya alıştığını düşündü. Zaten vücudu bir önceki dayağın acısını üzerinden atamadan katmerli bir dayakla tekrar yüzleşiyordu. Kapıyı kapattı kanlı kıyafetlerini kirli sepetine attı ve duşun altına geçti. Böyle bir dayaktan sonra tek iyi gelen şey ılık bir duştu. Eskiden ılık duşun altında hıçkırarak, nefesi kesilinceye kadar ağlardı, şimdi ağlayamıyordu bile, çünkü ağlamak beklemediği bir felaket olduğunda gerçekleşebilirdi, ama Nurten bu şiddetin geleceğini biliyordu, bekliyordu. Tek arzusu biricik oğlu Yusuf’unu okutmaktı.

Dursun kötü bir kocaydı belki ama iyi bir babaydı. En azından oğlunu seviyordu, onunla ilgilenir, birlikte maça gider, Yusuf’un isteklerini yerine getirmeye çalışırdı.

Hani insan bir şeylerin sonuna geldiğinde başlangıcı düşünür ya! Nurten’in de böyle zamanlarda hep geçmiş aklına gelirdi…

Dursun’la kaçarak evlenmişti, babası komşu oğlu Sezai’ye vermek istiyordu.Sezai evin tek oğluydu, bakkal dükkanlarını genişletmiş markete dönüştürmüştü. Dindar, terbiyeli, sessiz, sakin bir çocuktu, iyi bir koca olurdu belki ama işte Nurten’in kalbi bir kere Dursun’a tutulmuştu. Bir pazar günü ailesi pikniğe gittiğinde- Nurten hasta olduğunu söylemişti- Dursunla tokat merkez otobüsüne binmişlerdi. Artık geri dönüşü yoktu, 1 gece Tokat’ta Dursun’un asker arkadaşının evinde kaldıktan sonra sabah İstanbul’a yola çıkmışlardı. Ailesi Nurten’i ret etmişti ama yine de Nurten kızgınlıkları geçince ailesinin affedeceğini düşünmüştü. Ilk birkaç yıl herşey güzeldi, bağcılarda bir ev kiralamışlar, birkaç ikinci el eşya almışlar, dursun fabrikada, Nurten de bir emlak ofisinde çaycılık yapmaya başlamıştı.

Ne zaman ki Dursun içki ile tanıştı işte o zamandan beri Nurten için zulüm başladı. Zaten üç kuruş para kazanıyorlardı o kazandığı parayı da Dursun içkiye yatırıyordu. Nurten başlarda kendini suçluyordu, neden içki şişesine sarılmıştı kocası? Iyi bir eş olamamış mıydı? Her anlamda kendinde bir sorun arıyordu. Hamile olduğunu öğrendiğinde dünyalar onun olmuştu, haberi Dursun’a verdiğinde O da çok sevinmişti. Erkek bebek bekliyorlardı, hamileliğinin 6. Ayıydı, bir gece yine her zamanki gibi Dursun sarhoş bir halde geldi, Nurten artık sessiz kalmayacaktı, ve söylenmeye başladı, artık bir bebekleri olacaktı. Nurten artık dayanamadığını, neden parayı içki ve kumara yatırdığını, bebeğin ihtiyaçlarının olduğunu söylerken, Dursun’un “yetti be ” diyerek  Nurten’i saçlarından tutup duvara vurduğunu hatırladı. Şu an vücudundaki tüm ağrılara rağmen o gece aklına gelince içi yine cız etti. O gece Nurten ilk dayağını yemişti. Nurten duvarın dibine yığılmış, ne olduğunu anlayamadan Dursun kasıklarına tekmelemeye başlamıştı. Nurten bebeğini korumak için elleriyle tekmelere karşı koymaya çalışmış ama başaramamıştı. Dursun’un gözü dönmüştü. “Senden de bebekten de nefret ediyorum, hayatımı mahvettiniz” diye bağırmıştı. Nurten durduramayacağını anlayınca sırtını dönerek tekmeleri bebeğinden korumaya çalışmış ama Dursun “demek bana arkanı dönersin kaltak” diye bağırarak Nurten’i ayağa kaldırmış ve yüzüne tokat atmaya başlamıştı. Nurten yüzünden akan sıcak kanı sanki dün yaşamış gibi hala hissedebiliyordu. O gün ağzına kan dolmuş ve kendi kanını yutmuştu. Dursun’un tokatlarından kurtulamayacağını anlayınca kendini banyoya doğru sürüklemiş ve kapıyı kilitlemişti. Dursun dışarda deli gibi bağırmış, Nurten ise içerde hıçkırıklara boğulmuştu. “Rabbim yalvarırım bebeğime bir şey olmasın yalvarırım Allah’ım” diye dua etmişti. O gece kasıklarında zonklama devam etmiş, çok şükür ki bebeğine bir zarar gelmemişti.

Bornozu ile banyodan çıktı biraz rahatlamıştı. Yusuf’u muhtemelen sabah anlatacağı aksiyon dolu rüyasını görüyordu. Salondan televizyonda dönen reklamın sesi geliyordu. Küçük bir kızın sesinden “her yeni yıl senin için yeniiii bir umuuuut!!” diye bir şarkı çınlatıyordu etrafı. Umut. Ne güzel bir kelimeydi. 4 harfli bu kelime Nurten’in tüm hayatının özetiydi aslında. “Umut”….